“Bağlayıcı kurallar bütünü” olarak tanımladığımız “Hukuk” kelimesi 170 yıllık bir kavramdır. Şaşırtıcı ama gerçek. Hak, adalet, eşitlik, irade vs. gibi kavramlar ise hukukun süjeleridir.
Bugünkü kavramsal tanımına ulaşan hukuk kelimesi belirli evrelerden geçmiştir.
Dünyanın, hukuk tarihindeki köşe taşlarının ilk adımları Sümer Lagaş kralı Urgakina, Ur kralı Ur-Nammu, İsin hanedanı Lipit-Ishtar ile atılmaya başlar ve Hammurabi, Solon, Drakon’un yasal düzenlemeleriyle devam ederek günümüze ulaşır.
İmparatorlar, aristokratlar, soylular tarih boyunca toplumsal düzeni sağlayacak normları hep kendi lehlerine olacak şekillerde düzenleyip, müeyyidelendirmişlerdir. Bugün hukuk düzenimizde nasıl ki hayvanlar insanların malı olarak görülüyorsa tarih boyunca birçok insan da mal vasfı taşıyarak başka bir insanın malı olmuştur. Yani hak ve hukuk kavramları ancak bu üst kimliklerin keyfiyetine göre belirlenmiştir.
Tarihe göz atarsanız egemenlik anlayışının evrimleşmekten ziyade değişmeye zorlandığını görürsünüz. Çünkü devletleri yıkılan veya yıkılmak üzere olan yöneticiler, sırf gücü ila itibarını korumak için insanlığa küçük bir hak bahşederek tekrardan istedikleri düzeni kurmuşlardır. Liberalizm çökmeye başladığında sosyal devlet anlayışının ortaya çıkması da bu yüzdendir.
Başlangıçta egemenlik anlayışının değişmesi toplumsal normların tek bir sınıfı korumaktan ziyade tüm topluma yayılmasını sağlamaya başlamıştır. Bu yayılmaya Amerikan devrimi, Fransız ihtilali, anayasal hareketler de ivme kazandırmıştır. Ancak aydınlanma çağı diye bahsedilen 18.yy’daki pek çok hareket günümüz itibariyle koca bir aldatmacadan ibarettir. Çünkü sağ elle verilen haklar sol elle alınmaktadır.
Kölelerin hak ve fiil ehliyeti yoktur. Sonuç olarak hiçbir mala, mülke sahip olmadığı gibi gerek ekonomik gerekse siyasal ve sosyal haklara da sahip değildir. Efendileri vardır. Efendileri devamlı onları aşağılar, istediği gibi kullanır.
Günümüzde asgari ücretle çalışan, gariban bir ailenin evladı olan vatandaşın ise hak ve fiil ehliyeti vardır. Ancak bir ev ya da araba alması neredeyse imkânsız olduğu gibi siyasal, ekonomik ve sosyal anlamda da pek fazla seçeneğe değildir. Efendileri yoktur. Ancak müşteriye, müdürüne veya patronuna “efendim” diye hitap eder. Patronu da kıdem ve ihbar tazminatını vermemek için her dakika hata aradığı gibi ne mesai saatine itibar eder ne de kişilik haklarına. (İstisnalar hariç)
Ekonomik eşitliğin olmadığı bir toplumsal düzende hukukun somut gerçeklerinin vukuu bulması da neredeyse imkânsızdır. Bu tarz bir düzende hukuk ancak egemenleri koruyacaktır. Oysa hukuk bireylerin hak ve yükümlülüklerini belirlemek ve bireyler arasındaki sosyal, ekonomik, siyasi eşitlik ile dengeyi pekiştirerek toplumsal huzur ve istikrarı sağlamak için vardır. Toplum sözleşmeleri bu amaçla yapılmıştır. Modern devlet anlayışı 2-3 kişiyi korumak için değil tüm bireyleri korumak için oluşturulmuştur. Bir millet eğer ki gerçekleri öğrenmek için para ödemek zorunda ise hukuktan değil “kör ebe” oyunundan bahsetmek gerekir. Hukuk sadece belli bir sınıfı korumaya hizmet etmez. Etmemelidir!
Peki ya sizce Hukuk…?