Gerçekten hukukun üstünlüğünün kabul edildiği, liyakat esaslı, hakkaniyetli, bağımsız ve tarafsız, adalete erişim hakkının sağlandığı, hesap verilebilirliğin olduğu, şeffaflık ve verimlilik içeren, demokratik siyasal dengenin sağlanabildiği, asimetrik güçlerin olmadığı, apolitik durumların yaşanmadığı, adil ve güvenilir bir hukuk düzeni istiyor muyuz? Şüphesiz birçok kimse ‘’EVET’’ diyor.
Muhtemelen şu sözleri çok duymuşsunuzdur ve hatta sizde bu cümleleri kurmuş olabilirsiniz ‘’Bizim hâkimler hiç adaletli değil, abi baksana düzene adamlar hep kendi adamları istedikleri kararları aldırıyorlar, Avukatlar kan emici resmen, bir dilekçe yazıyor 500 lira istiyor, abi duydun mu adamı hemen salıvermişler’’ Bu cümleleri kuruyoruz kurmasına ama ne kadar haklıyız? Merak etmeyin, şimdi size Michael J. Sandel’in Adalet adlı kitabından alıntıladığım bir olayla cevabını hemen öğreneceksiniz.
Düşünün, makinistsiniz ve her gün işine gidip geliyorsunuz. Sıradaki sefer için trene biniyor ve treni hareket ettiriyorsunuz. Raylarda ilerlerken 20 metre ilerde makas değişecek ve güzergâhınızda ilerleyeceksiniz. Ancak bakıyorsunuz ki önünüzdeki farklı 2 rayın birinde her gün rayların bakımıyla ilgilenen işçi raylarda gerekli çalışmaları yapıyor diğer rayda ise 5 kişi sohbet ediyor. Treni sağ tarafa sürerseniz işçi sol tarafa sürerseniz 5 kişi ölecek. Siz hangi tarafa sürmeyi tercih ederdiniz?
Emin olun hangi tarafa sürerseniz sürün bir taraf bundan memnun olmayacak. Hakla batılı ayırabilmek, adaletli olabilmek sanıldığının aksine dünyanın en zor işi olabilir. Hakla batılı ayırabilmek iyi bir eğitimle ve kendinizi donatmayla sağlanabilir. Hukuk Fakülteleri niçin var? Toplumu düzenleyen ve devlet yaptırımlarıyla düzenlenmiş bir düzenin devamının temin edilmesine yardımcı olmak ve çıkacak uyuşmazlıkları çözmek, çözülmesine yardımcı olmak için.. Hukuk Fakültesinde eğitim alan kimseler günlerce uykusuz kalarak o büyük büyük kitapları okumayı, çok yoğun ve stresli zamanlar geçirmeyi işte sırf hakla batılı ayırabilmek için yapıyor.
Peki sonra ne oluyor? Bizim toplum mühendisi, kolluk görevlisi, hakim ve savcılık gibi bir çok niteliğe tek başına sahip X hacı abi Türk Ceza Kanunundaki herhangi bir tipik hareketi gerçekleştirdiğini düşündüğü kimseyi, Ceza Hukukumuzun en önemli ilkelerinden biri olan Suçsuzluk(Masumiyet) Karinesine hiç riayet etmeden linç ediyor, aşağılıyor hatta belki de öldürüyor.
Masumiyet karinesi uyarınca, bir kimsenin suçlu olarak nitelendirilebilmesi ve hakkında yaptırım uygulanabilmesi, o kimsenin kesin hükümle mahkûm olmasına bağlıdır. Bir kimsenin mahkum edilebilmesi için ise, hakkındaki her türlü şüphenin bertaraf edilmesi gerekmektedir. Çünkü bu kimse, kanunen suçsuz kabul edilen bir kişidir.
Hakkında suç isnadı bulunan bir kimse, savunması için gerekli bütün güvencelere sahip olarak aleni bir yargılama sonunda hukuken suçluluğu kanıtlanıncaya kadar suçsuz sayılır. (İHEB madde 11)
Bir suç ile itham edilen herkes, suçluluğu yasal olarak sabit oluncaya kadar masum sayılır. (AİS madde 6/2)
Suçluluğu hükmen sabit oluncaya kadar, kimse suçlu sayılamaz (AY. Md. 38/4)
Ansızın karşılaştığınız bu tür vakıalar karşısında çok fazla kızıp, cezai yaptırıma siz karar verecekmişsiniz gibi düşünebilirsiniz. Evet hayret verici bir vakıa olabilir, toplumun vicdanını sarsabilir. Ancak bu tür vakıaları sonuca erdirmek Hukukçuların yapacakları yargılama sonucu gerçekleşebilir. Hırsızlık Suçunun Cezai yaptırımı TCK’da zaten belirlenmiş. Hukukçular dışında kim hangi vasıfla o adamı cezalandırabilir?